TELEFON : 0212 543 23 66 - GSM : 0544 565 09 04

YAZARLIĞA YOLCULUK

DOKY Eğitimlerinde kullanılacak materyalleri oluşturmak ve yayın çıkarmak adına ilk büyük adımı 05.11.2015 tarihinde attık. Perşembe günü sınıf öğretmeni zümrelerinin de dahil olduğu toplantıya çok kararlı çıktık. Planı, programı, iş dağılımı, yayın sonrası reklam politikası v.b. her şeyi düşünüp gerekli girişimleri önceden yapmıştık. Toplantıda yaşadığımız görüş ayrılıkları, fikir uyuşmazlığı, gayriciddi tutumlar bizi yıldırmadı çünkü biz kararımızı vermiştik, bu işi yapacaktık. Ha bir kişi fazla ha bir kişi eksik yolumuza tüm hızımız ve inancımızla çıkmıştık bir kere. Planladığımız gibi haftada bir toplantı yapacak, o güne kadar seviye seviye metinler hazırlayacaktık. 12.11.2015 tarihinde 2.toplantımıza aslında hazırlayanlar olarak 1.toplantımızı yaptık. Kezban K. Şerife A. Tuğrul Ç. ‘nin katıldığı toplantıda ellinin üzerinde metin incelendi. Aramızda ilk kez yazanlar vardı. Yaza yaza gelişeceklerinin farkındaydılar ve eleştirilerden daima olumlu çıkarımlar yaptılar. Zaman zaman yayın kadromuzu genişletmeyi, ek destekler almayı düşünsek de üçümüz gayet iyi bir ekip olduğumuzu biliyorduk.
Küçük ailesinde herkes yazarmış meğer. Sürekli metin akışını sağlayarak bize tek olmadığımızı gösterdiler. Çıkacak yayınların çok renkli, çok kaliteli nitelikte olacağı belliydi. ‘’ Bir yazarı tanımak istiyorsanız; yazılarına bakın, yazılarında kendiyle ilgili ip uçları bulacaksınız. ‘’ diyordu Kezban K.
Dediği doğruydu. Herkes kendini, deneyimlerini, ilgi alanlarını kendine has üslubuyla yazıya döküyordu. Yılmaz Küçük’ü okuyanlar yazarın sınıf öğretmeni olduğunu anlıyordu. Çünkü öğretici nitelikte ve 6-10 yaş grubunun anlayacağı seviyede metinler yazıyordu. Kömür adında köpeği vardı. Köy hayatını da iyi biliyordu yazarımız.
Uzman Türkolog olduğu için çok üst metinler yazan Kezban Küçük; metinlerinde hep pozitif, tertemiz, sevgi ve iyilik dolu bir dünya portresi çiziyordu. Yazarın metinlerinde mutsuz çocuk, karamsar ebeveyn asla rastlayamayacağınız karakter tipleridir.
Emre Küçük’ü okuyanlar yazarın İngilizce öğretmeni olduğunu anlıyordu ama ilkokul seviyesinde ilk defa metin yazdığına kimse inanmıyordu. Drama ve konservatuarla ilişkilendirmeye çalışıyor, Emre K. kesinlikle profesyonel anlamda bir yerlerde yazıyor diye düşünüyorduk. ‘’ Orkestra ‘’ metnini okuduğunuzda ne demek istediğimizi anlayacaksınız.
Gamze Küçük’ü okuyanlar edebiyat öğretmeni diye tahmin yürütüyorlardı. Çünkü edebi zevke sahip metinler yazıyordu. Gamze K. dinleme metinlerindeki alanı tek başına dolduracağa benziyordu. Sayfalarca uzun uzun metinler yazıyor, bize gönderiyordu. Yazarın haftalık toplantımıza yetiştirdiği metinlerini hayretle okuyor, hiç sıkılmadan dinliyorduk. Adeta mest oluyorduk. Çıkar çıkar diye baskı yaptığımız ’’ Patlamış Mısır Hikayeleri ‘’ kitaplarının çok okunanlar listesine gireceği
belliydi.
Tuğrul Ç. yi okuyanlar metinleri hem çok beğeniyorlar hem de çok bilindik buluyorlardı. Sınıf öğretmeni olduğu için o seviyenin neler okuyabileceğini çok iyi biliyor, bu yüzden bazı metinleri benzerlik taşıyordu. O da diğerleri gibi ilk defa yazanlardandı. Metinlerimizi öğrenci gözüyle irdeliyor, olumsuz örnek teşkil edecek bir durum oluşmaması adına kılı kırk yarıyor ve gerekli düzenlemeleri yapıyordu. Çocuk şöyle anlayabilir o yüzden bu kelime olmaz, çocuk bunu sınıfta uygulayabilir o yüzden bu tema işlenmez, gibi söylemleriyle bizlere de yol gösteriyordu. Yazdığı metinlerde öğrencilerin her şeyden önce iyi kalpli olmalarını istiyordu. 12 Kasımdan bu güne 7-8 hafta boyunca toplantılar yaptık, metinler yazdık. Geliştiğimizin bizler de farkındaydık. Yazarın ‘’ Mısır Piramitlerine Yolculuk ‘’ adlı metni çıtayı yükselten metin oldu hiç şüphesiz.
Benim yazarlığa yolculuk hikayem birazcık daha trajikomik aslında. Ortaokul, lise ve üniversite yıllarımda yazdığım kompozisyonlar büyük beğeni topladığı için kendime çok güveniyordum. Ama ilkokul seviyesi için ben de ilk defa yazıyordum. Metinlerime gerçek manada eleştiri yapılması için isimsiz incelettim. Medeni cesaretimden dolayı kendimi kutluyorum bu arada. Ne acemiliğim kaldı, ne noktalama işareti bilmezliğim. Demoralize olmadım çünkü gerçek eleştirilerin beni geliştireceğini biliyordum. Öncelikle izlediğim filmler benim ilham kaynağım oldu. Dalga geçildiği için okulu bırakan ayakkabı boyacısı olan çocuk, kulübede yaşayanlar, zengin çocuk-fakir çocuk arkadaşlığında bisikletini vermeyen zengin çocuk para biriktiren fakir çocuk, zengin iflas ediyor fakir çocuk biriktirdiği parayı onlara bağışlıyor annesinin ilaç parası oluyor. Dur demeseler gözleri görmeyen iki sevgiliden birine araba çarpacak diğeri gözlerini ona bağışlayacaktı ki dediler. Acı, kan, ölüm temalı metinlerim yüzünden Fakir Baykurt’a benzetildim önceleri. Sonra toparladım. Olmaz diye çarpı atılan metinlerimi tekrar tekrar düzelttim çok daha iyi bir şekle büründüğü için kabul ettirdim.
‘’ Benim Masalım ‘’ adlı metnim ilk güzel metnim oldu. Sosyal mecralarda paylaştığımda aldığım dönütler beni onurlandırdı ve oldukça heyecanlandırdı. Kasvetli havadan arınmıştım artık. Toz pembe masallar yazıyordum. Benim metinlerimde hep küçük şımarık bir kız çocuğu ve katı kuralları olan, kızının bazı isteklerine izin vermeyen dominant bir baba modeli var. Uçurtmaya izin vermişti ama haksızlık etmeyelim. ( Pembe Uçurtmam ) Lunaparkta yine yasaklar koymuştu tabii. ( Lunapark ) Bazen DOKY öğrencilerimizden esinlenerek metinler yazdım. Mira ve Edanaz gibi kardeşini kıskanan çocuklar ‘’ Aslı’nın Kardeşi ‘’, ödevini yapmayan bu yüzden derslerinde başarısız olan Esma ‘’ Esma’nın Rüyası ‘’ adlı metnimi yazmama vesile olmuştur. Öğretici nitelikte kıssadan hisse veren metinler de yazdım.
Son olarak ekibimizi tanımlayan tabirleri paylaşacağım. Yazı makinemiz Gamze K. Sipariş üzerine metin yazabiliyordu. 6 tane 2.seviye 3.tane 1.seviye lazım diyorduk, haftası olmadan gönderiyordu. Editörümüz Kezban K. mailine gelen yüzlerce metni okuyor, düzenliyor, kesiyor, biçiyor tabiri caizse adam ediyordu. Metinlerden başını kaldıramayan Kezban K. bir ara yazmanın başkasının metnini düzeltmekten daha kolay olduğunu düşündü. Denedi, haksız da değildi.
Sivri dilli jüri üyesi hiç şüphesiz bendim. Metinleri incelerken alışkanlık haline gelmiş olmalı ki Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirini çizdim, burası şurası olmamış diye inerken gözlerim bir de baktım ki yazar bizden biri değilmiş. Çok utandım… Ekip başımız Tuğrul Ç. sürecin en başından bu yana hep yanımızda oldu. Bu projede yer almak gerçekten çok güzel bir duyguydu.
Şerife AYDIN

 

About the Author

Leave a Reply

*