TELEFON : 0212 543 23 66 - GSM : 0544 565 09 04

Meslek ve Vicdan

SS:504
Meslek ve Vicdan
Hayatta karşılaşmış olduğunuz tecrübeleri başka bir duruma benzettiğiniz oldu mu? Ya da şu an hangi mesleğe sahipseniz, o mesleği sosyal bir vaka ile bağdaştırmak gibi bir duyguya kapıldınız mı? Yol ortasında ezilmiş bir hayvana iğrenerek mi bakardınız yoksa acıma duygusuyla mı? Vicdanınızı hissettiğiniz anlarda onu susturmayı mı denersiniz yoksa tamamen onu dinlemeyi mi?
Aklınıza gelebilecek diğer meslekler hakkında ne düşünürsünüz bilemem ama nasıl ki Cemal Süreyya, kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğunu düşünüyorsa ben de öğretmenliğin vicdanla doğrudan ilişkisi olduğu kanaatindeyim. Marangoz olup ortaya çıkaracağınız ürünü vicdan çerçevesinde değerlendirmeyebilirsiniz. Aynı şekilde somut ürünler ortaya koyan diğer meslekler için de kanaatimce durum tam anlamıyla böyledir. İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren meslekler vicdan çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bir insanın hayatını kurtarmaktan haz duymuyorsanız, doktor olmak sizin için bir anlam ifade etmeyecektir. Haksızlığa uğramış bir insanı var gücünüzle savunduğunuz bir mahkeme salonunda hayal edin kendinizi. Beraat kararını duyduğunuzda ‘’Adalet yerini buldu!’’ diyen yüreğinizi mi yoksa mesleki zaferinize ya da alacağınız paranın mutluluğuna mı bırakırdınız kendinizi?
Araba kullanan insanların sürekli olarak sarf ettiği bir söz vardır: ‘’ Eğer gerçekten iyi bir sürücü olmak istiyorsanız öncelikle eski bir araba kullanmalısınız.’’ Zira iyi bir öğretmen olmak istiyorsanız da öncelikle küçük yaş gruplarıyla çalışmalı ve karşılaşacağınız zorluklara nasıl bir tepki vereceğinizi görmeniz gerekir. Dersin ortasında altına işeyen bir öğrencinize iğrenerek mi yoksa sevgiyle mi bakacaksınız? Yapıcı mı yoksa yıkıcı mı olacaksınız? Hasta olmuş bir öğrencinizi sadece evine göndermekle mi yetineceksiniz? En arka sırada oturan fakir bir öğrencinin beslenmesi olmadığında sırtınızı dönüp gidebilecek misiniz? Vicdanınızın sesini bastırabilecek misiniz?
Öğretmenliğimin ilk günleriydi. İstanbul ‘da kıyıda köşede kalmış bir mahalle okulunda sınıf öğretmenliği yapmaktaydım. Yanılmıyorsam aralık ya da ocak ayıydı ve hava oldukça soğuktu. Sabahleyin ilk derse girdiğimde sınıftaki bütün öğrencilerin hapşırdığını ya da öksürdüğünü fark ettim. Birçoğu hasta olmuş, kalanlar ise mikrobun yayılmasıyla hasta olmaya aday duruyordu. Bir iki dakika boyunca öğretmen masasında oturup öğrencilerime, kendilerine dikkat etmeleri gerektiğini nasıl anlatacağımı düşündüm ve ayağa kalktım. Henüz ilkokul ikinci sınıf olan cevherler, gözlerini dikmiş bana bakıyorlardı. Sıraların arasında birkaç tur attıktan sonra anlatmaya başladım.
Zamanın birinde kocaman bir ülke varmış. Bu ülkenin padişahı o kadar güçlüymüş ki dünyadaki diğer padişahlar, hükümdarlar ona saygı gösteriyorlarmış. Padişahın her şeye gücü yetiyormuş. Saraylar dolusu hazinesi, elbiseleri varmış. Ancak padişah hiç ama hiç mutlu değilmiş. Cihangir adındaki oğlu çok hastaymış. Padişah ne yaptıysa ne ettiyse bir türlü oğlunu iyileştirememiş. Ülkenin en iyi doktorlarını getirtmesine rağmen oğlu bir türlü iyileşemiyormuş. Her geçen gün gözünün önünde eriyip giden oğlunu bu hastalık yüzünden kaybetmiş. Sonra bir gün demiş ki, ben çok güçlü olabilirim ama bu hayatta sağlık her şeyden çok daha önemliymiş. Keşke hazinelerim, saraylarım olmasaydı da oğlumu kaybetmeseydim. Hikaye bittiğinde cevherlerin hepsinin yüzü buruk bir hal almıştı.
Ertesi gün okula girerken velilerimden biri önümü kesti. Hocam size çok teşekkür etmek istiyorum. Her gün montunu zorla giydirdiğim oğlumu bu sabah montunu giymiş kapıda görünce çok şaşırdım. Sebebini sorduğumda dün anlattığınız hikayeden bahsetti ve ekledi: Anneciğim! Sen üzülme, ben sağlığıma hep dikkat edeceğim.

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Muhibbi

İBRAHİM SEFA ŞEN

About the Author

Leave a Reply

*