TELEFON : 0212 543 23 66 - GSM : 0544 565 09 04

İNSAN NE KADAR HIZLI OKUMALIDIR?

       “Hızlı okuma” denen şey üzerinde anlamlı bir şeyler söylemeyi ummak belki de yararsız. Çoğu zaman olduğu gibi bu konuda aşırıya kaçanlar ortalığı o kadar saçma fikirlerle doldurdular ki, bütün bu tantana arasında aklıselim sahibi insanların sesi pek duyulmuyor.

Jack Parr şovu gibi platformları kullanan aşırılar bize dakikada on bin, on beş bin, yirmi bin sözcük okuyabileceğimizi söylüyor.

       Bunların karşı uçtaki muhalifleri de daha anlamlı şeyler söyleyemiyor. George Stevens, 26 Ağustos 1961 tarihli, “Hızlı, daha hızlı !” başlıklı bir yazısında, Golibbon’un “ Gerileyiş ve Çöküş”ünü bir fincan kahve içinceye kadar okuduğumuzda elimize ne geçeceğini soruyor.

Buna karşı, dakikada bir sözcük okuyuncaya kadar yavaşlasak elimize ne geçecek diye de sorulabiliyor. Bu durumda “Gerileyiş ve çöküşü okumak 21 bin saat ya da (günde sekiz saat okumayla ) 2625 gün sürerdi!

       Okuma hızından haberi olmamak bazıları için bir gurur kaynağı. Bunu bilmeyi istemiyorlar, insanın okuma hızı Tanrı vergisi gibi, bunu ölçmek ya da – Allah göstermesin – değiştiremeye çalışmak da küfür gibi görülüyor. Herhalde herkesin okuma hızının mükemmel olduğu düşünülüyor. Belki öyledir. Ama olgular böyle bir iyimserliğe hak verdirmiyor.

Yelpazenin diğer ucunda da, dakikada okudukları on binlerce sözcükle övünenler var. Boş ve aptalca bir iddia! Dakikada 20-30 sözcükten okuyan biri kitapları şöyle bir karıştırıyor olabilir ama asla okuyor olamaz. Çok az istisna dışında, dakikada 2000 sözcükten fazlasını okuyup anlamak mümkün değildir.

       Belki de en doğrusu aşırıları ait oldukları yerde yalnız bırakıp konuyu gerekçi bir şekilde ele almak.

       Ortalama bir yetişkin dakikada yaklaşık 250 sözcük okur. Bu benim de üniversite öğrencilerinde tanık olduğum ortalama hızdır. Fakat benim sınıflarımda okuma hızı dakikada 125 ile 900 arasında değişmemektedir. Bu bazı öğrencilerin diğerlerinden yedi kat daha hızlı okuduğu anlamına gelir. Bu fark genel nüfus içinde muhtemelen çok daha yüksektir.

       Nasıl bazı insanlar daha uzun, bazıları daha şişman ya da daha güzelse, bazıları da daha hızlı okuyabilir; bunda şaşılacak bir şey yok diye düşünülebilir. Ne var ki, konu aşırıların düşündüğü gibi okuma hızından ibaret değil. Sorun aslında insanların okuma yeteneklerinin bütünü. Hız, bunun önemli ve çoğunlukla yanlış anlaşılan bir parçası. Bu konuda yapılan bütün ciddi incelemeler, hızlı okuyanların okudukları şeyi yavaş okuyanlardan daha iyi anladığını gösteriyor.

       Okuma konusunda en çok karşılaşılan ve en temelsiz yanlış anlayışlardan biri, ortalama bir hızla gerçekleştirilen bir okumanın bile özensiz bir okuma sayılmasıdır. Ama aslında yavaş okuyanlar özensiz okuyuculardır. Bunlar amaçsız ve pasif bir şekilde okurlar, ayrıca hızlı okuyanlardan daha fazla konsantrasyon güçlüğü çekerler. Daha az şey anlar, pek iyi değerlendirme yapamaz ve okuduklarını daha az hatırlarlar. Dikkatli bir okuyucu olduğu için her zaman yavaş okuduğunu söyleyen biri kendini aldatmaktadır. Böyle biri,  düz ya da engebeli arazide aynı vitesle giden bir sürücüye benzer.

       Hızlı okuyucu, beceri sahibi ve uyanık olduğu için hızlı okur. Yeteneğini ve zekasını verimli bir şekilde kullanması için eğitilmiş ya da kendini eğitmiştir. Başkan Kennedy dahil binlerce kişi, böylece bir eğitimin mümkün olduğunun kanıtıdır.

      Bu eğitimde kullanılan yöntem kısa bir makalede açıklanamaz. Ancak, iyi düşünülmüş ilkeleri olduğunu ve birçok saygıdeğer eğitimci tarafından uygun bulunduğunu söyleyebilirim. Daha da önemlisi, yöntem tutarlı bir şekilde ve bütün ayrıntılarıyla işlenmiştir. Örneğin, gözün her sözcükte durması yerine bir gurup sözcük, bir ibare ya da satır üzerinde durması öğretilir. Dakikada 250 sözcükten az okuyan biri, muhtemelen her sözcüğü okumaktadır. Bu, anlamayı engelleyen, verimsiz bir yönetimdir. Anlamlı sözcük guruplarını okumayı öğrenen biri ise beyin kapasitesini daha iyi kullanır ve okuduğunu daha iyi anlar.

       Elbette okuma hızını kavrayışını yükseltmenin başka yollarlı da vardır. Bazıları ne kadar inkar etmeye çalışsa da, okuma öğrenilen bir şeydir. Bazı öğrenim tekniklerini diğerlerinden daha başarılı sonuç vermesinde şaşılacak bir şey yoktur.  Kimse okumayı bilerek doğmaz; bunun ona öğretilmesi gerekir. Bu iş iyi de yapılabilir kötü de.

       Verimli okuma tekniklerine en güçlü muhalefetin “edebi”  gerçeklere dayananlardan gelmesi şaşırtıcıdır. Üstelik bu aynı insanlar öğrencilere yazmanın iyi öğretilmediğinden yakınmaktadır. Bunlar çocuklara dilbilgisinin, cümle yapısının, noktalamanın, kompozisyonun daha iyi öğretilmesini isterler. Aynı becerilerine uygun okuma tekniklerinin öğretilmesi ise günah gibi görülebilir. Elbette tek başına teknik insanı iyi bir yazar da yapmaz iyi bir okur da. Ama eğitim ve bilgi bir disiplinde işe yarıyorsa neden diğerinde yaramasın?

       Burada asıl konu, dakikada 20 bin sözcük okumanın iyi olup olmadığı değildir. Konu bundan çok daha dünyevi ve çok daha önemlidir. Dakikada 250 sözcük okuyan ortalama biri 600, 800 ya da 1000 sözcüğü verimli bir şekilde okumayı öğrenirse her bakımdan daha iyi bir okuyucu haline gelir mi, gelmez mi işte konu budur. Bu soruya olumlu cevap vermeye yetecek kadar kanıt vardır. “Gerileyiş ve Çöküş’ü” tekrar ele alalım. Dakikada 250 sözcük okuyan biri bu kitabı okumak için 83 saat harcayacaktır. Peki bu kişi, verecek bu kadar zamanı olmadığını düşünemez mi? İnsanlar sık sık böyle kararlar verir. Çünkü önlerinde sadece iki seçenek vardır; Ya 83 saat ya da hiç.

       Bu bizi önemli ve çoğu kez gözden kaçan bir noktaya getiriyor. Gerçekte insanların tek bir okuma hızları yoktur;  çeşitli okuma hızları vardır. İnsanlar istedikleri ya da durumun gerektirdiği kadar hızlı olabilir, insanlar istedikleri ya da durumun gerektirdiği kadar hızlı ya da yavaş okuyabilir. Fakat herkesin bir “temel” okuma hızı vardır. Bu, ortalamaya yakın metinlerin normal olarak okunduğu hızdır. Metnin cinsine göre bu hız azaltılır ya da artırılır.

       Ne var ki, temel hızı düşük (250 civarında ) olan insanlar çoğu zaman böyle yapmaz, Shakespeare’i de Spillane’ı da hemen aynı hızda okur (hızlı okumaya karşı getirilen “edebi” itirazın saçmalığı bu örnekte daha iyi görülüyor ). Böyle biri vites değiştirmek isterse bile pek başarılı olamaz. Daha hızlı okumak için gerekli beceriye sahip değildir, daha yavaş okuması ise zaten mümkün değildir.

       Temel okuma hızı daha yüksek (diyelim dakikada 600 sözcük civarında ) bir okuyucunun önünde daha fazla seçenek vardır. Bir metne göz gezdirmek istediğinde rahatça dakikada da 800 sözcüğe çıkabilir, güç ya da uzmanlık gerektiren bir metni okurken de istediği kadar yavaşlayabilir. Hızlı okuyucu hızın kölesi değildir; ama yavaş okuyucu alışkanlığın kölesidir.

       Dolayısıyla “hızlı okuma“ üzerine tartışmak saçmadır. Bunu Yeats’in, Milton’ın, Donne’un eserlerini yarışır gibi okumak, Moby Dick’in sayfalarını hızlı hızlı çevirmek gibi anlayanlar terimi anlamsız hale getirmiştir. Oysa durum hiç de böyle değildir. Zira bu konuda dersini iyi öğrenen biri hıza bağımlı olmayacaktır. Ya on saatini vermek ya da hiç okumamak gibi bir seçenekle sınırlı olmadan, iyi bir romanı hakkını vererek okuyabilecektir. Bir metnin ne kadar zamanı hak ettiğini düşünüyorsa o kadar zamanını verecektir. Ne Shakespeare, ne de Spillane bir okurdan bundan fazlasını bekleyebilir.

       Kendi adıma, hızlı okuma tekniklerini teşvik etmekte ve çoğu kişinin yavaşlığı yüzünden okuduğu şeyi iyi anlayamadığına dikkat etmekte kötü ya da anti entelektüel ne var, anlayamıyorum. Belki de böyle düşünülmesi alışkanlıktan kaynaklanıyor. İnsanların aritmetik, imla ya da politika konusundaki bilgisizliğinden rahatça söz edebiliyorsunuz, ama konu okuma alışkanlıklarına geldiğinde tutumlar nedense birden değişiyor.

        Aslında sorun basit bir şekilde ortaya konabilir. Eğer biri çıkıp, insanın okuma hızındaki makul bir artışın bazı dezavantajları olduğunu kavrayışın ya da bir metinden alınan zevkin azalması gibi bana kanıtlanırsa, bütün fikirlerimden vazgeçip “yavaş, daha yavaş” nağmelerine katılmaya hazırım.

       Buna karşılık, eğer herhangi bir kayba yol açmadan daha hızlı okunabiliyorsa, hızlı okumanın iyi ve uğrunda çalışmaya değer bir şey olduğunu söylerim. Ama aşırılar gene de bildiklerinden şaşmayacaklar herhalde.

George CUOMO  

About the Author

Leave a Reply

*