TELEFON : 0212 543 23 66 - GSM : 0544 565 09 04

Her Zaman Yapacak Bir Şeyler Vardır

  Telefon çaldı, arayan kızım telaş içinde “Anne çabuk, İstanbul Üniversitesi’nin yarı zamanlı müzikal eğitimi için sınav varmış, bugün başvurunun son günü, şuraya şu kadar para yatacak, şu şu evraklar alınacak, şuraya şu saate kadar başvurulacak…”
Ben kızımı şaşkın şaşkın dinliyorum. Hayır demek mümkün değil; fakat evet desen tüm saydıklarını kalan sürede yapmak da mümkün görünmüyor. İstanbul’da yaşayanlar değişik semtlerden değişik evraklar toplamanın ne demek olduğunu çok iyi bilirler. İstenilenlerin her biri bir semtte biz bir semtteyiz. Ne olacak, nasıl olacak demeden evrakları toplamak üzere koştururken buldum kendimi. Anneyseniz, hiçbir engel tanımıyor, küçücük bir olasılığın peşinden hiç düşünmeden koşabiliyorsunuz.
Her şeyi ucu ucuna yetiştirerek başvurumuzu yaptık. Nefes nefeseyiz, neredeyse savaştan çıkmış halde olsak da başardığımız işten çok gururluyuz; fakat bir hevesle başvurduğumuz şeyin gerçek anlamda ne olduğu, nasıl olacağı, sınavda neler sorulacağı vs hakkında gram bilgimiz yok. Sınavı, kızımın sınava girecek bir arkadaşından duyduk, başvurumuzu yaptık hepsi bu.
Araştırdığımızda öğrendik ki birbirinden birer hafta arayla yapılacak iki sınava girecekmişiz. İlk eleme sınavı bir hafta sonraymış ve bunda basit kulak ölçme, ritim, küçük bir şarkı söyletme vs olacak, diğerinde esas seçme yapılacakmış.
Nasıl olsa başvuruya yetişemeyiz ama bari çaba göstermiş olalım düşüncesiyle başladığımız işte bir şekilde başvuruya yetişmiş şimdi sınavın derdine düşmüştük.
Kızımı sınavdan haberdar eden arkadaşı bir yıldır bu sınava hazırlanıyor, dersler alıyordu. Biz, sesimizin güzelliğine, kuvvetli ritim yeteneğimize, aile genetiğimizin şarkıya türküye, saza söze yatkınlığına güveniyorduk. Bunu dile getirmesek de içimizdeki güdü buydu.
Arı bal yapar fakat balı nasıl yaptığını bilmezmiş. Biz de bir şeyler yapabiliyorduk ama nasıl yapıyorduk, ne soracaklar, sorunca ne diyeceğiz, bunları bilmiyorduk.
Sonrasını fazla düşünmeden, başvuruya yetişme zaferimizi yemek yiyerek, keyifli sohbet edip küçük endişelerimizi gözlerimizde saklayarak geçirirken, sınav için birkaç saat de olsa özel ders almaya karar verdik.
O gün geçti öylece bitti… Ertesi gün de daha ertesi gün de… Hoca arıyoruz ama tamamen keyfiyiz, nasıl olsa olmayacak, milletin bir yıldır hazırlandığı şeyi biz bir girişte kazanacak değiliz ya. Bizimki biraz tecrübe, biraz da macera hevesi.
Sınava bir gün kala nihayet bir hoca bulduk, onunla da yüksek ders ücretinden dolayı anlaşamadık.
Kızım sınava, “Bak bu deneyim, kazanamazsan sakın üzülme, senin için tecrübe olacak…” köstekleriyle girdi.
Sınavdan çıktıktan sonra laf olsun beri gelsin diye ne sordular şu mu bu mu konuştuk, derken akşama doğru kızım telefon açtı, sesinde bir şok ifadesiyle sınavı kazandığını; fakat arkadaşının kazanamadığını, sınava bir yıldır hazırlanıp başvuran iki yüz küsur kişi içinde 28 kişinin ikinci sınava girmeye hak kazandığını, bunlardan birinin kendisi olduğunu, acaba yanlışlıkla mı onu aldıklarını, şimdi ne yapacağını, diğerlerine ayıp olmasın diye sevincini belli edemediğini sessiz fakat heyecanlı bir şekilde anlatıyordu.
Bu çok gurur verici ama şok edici bir şeydi.
Bize göre Elif bu sınavı kazanamayacaktı. Bu ona hoş bir deneyim olacak, seneye gireceği sınav için bir kursa yazılacak, alışıldığı gibi bir yıl kurstan sonra sınava başvuracak vesaire vesaire…
Şimdi ne yapacağız?
Üstelik ikinci sınav bir hafta değil üç gün sonraymış!
Bu sefer pahalı mahalı demeden önceki sınavda gitmediğimiz hocanın kapısını çaldık.
Üç gün var, Antik Arya öğrenilecek, lied söylenecek, tirad, ses aralığı, ritim hafıza vs…
Hoca “İmkansız!” dedi. “Üç günde bütün bunlar yapılamaz! Size yardım edemem. Bir Antik Arya söyleyebilmek için en az bir ay çalışmanız lazım. Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz, lisede aldığınız müzik dersleriyle biraz da şansınız yaver gittiği için kazanmışsınız. Aslında bu, uzun uzun çalışan, emek eden onca öğrenciye haksızlık!…”
Kızım, lisede müzik dersleri olmadığını söylediğinde hoca daha fazla sinirlendi. Neredeyse “Ne hakla kazanırsın!” deyip bizi kovacak. Şaşkın bir vaziyetteyiz.
Hocamız, eve gidip, internetten zevkimize uygun bir antik arya bulup onu bolca dinleyip ezberlememizi ve sınava girmemizi, zaten sınavı kazanmamızın çok mümkün olamayacağını, seneye gireceğimiz sınav için kurslarına yazılıp bir yıl boyunca hazırlanmamızı söyledi.
Referansla başvurduğunuz kişinin size yardım edemeyeceğini söylemesi ne fena bir şey düşünebiliyor musunuz?
Hocaya teşekkür edip sokağa çıktık. Ben 22 yıllık öğretmenliğimin tecrübesi ve çaresiz durumda olan evladıma yardıma çırpınan anne olarak kızıma döndüm. “Gel bakalım.” dedim, “Seninle çok önemli bir konuşma yapacağız!”
Kızım, ses tonum ve duruşumdan ciddi bir konuşma olacağını anladı.
Oturup konuşacak bir cafe aradık bulamadık, biz de yol ortasında ağır ağır yürürken konuştuk.
Bak kızım dedim, şimdi beni annen gibi değil, herhangi biri gibi dinle. Ben de seninle kızım gibi değil, herhangi biri gibi konuşacağım.
Hayatta şu an yaşadığımız gibi anlar ender yaşanır. Hiç beklenmedik, küçük, sıradışı olaylar birbiri ardına gelişir. Konunun profesyonelleri bile sana “Yapamazsın, edemezsin, bu saatten sonra imkansız!” diyebilir. Fakat pek çok sıra dışı başarı böyle gerçekleşir. İnsanların hayatında böyle dönüm noktaları ve onlara “Başaramazsın! Bundan sonra olmaz!” diyen insanlar olur. Onları hiç duyma, onlara kulak asma! Ne kadarını başarabileceğimizi bazen kendimiz bile bilmeyiz.
Birinci sınavı hiçbir şekilde beklemediğimiz halde kazandın. Bunu da kazanabilirsin!”
Bunları kızıma, kendimden geçmiş bir şekilde anlatırken ilginç bir şekilde onun, zaten anlattıklarımı bildiğini fark ettim.
Fikir için birkaç yere daha başvurmaya karar verdik. Bakırköy Belediyesi’nin şahane bir sanat eğitim binası var, alanında uzman onlarca hoca ile profesyonel eğitimler veriyorlar. Oraya gittik, durumu anlattık. Hiç yadırgamadılar, yargılamadılar, doğrudan ne yapabiliriz, bundan sonra elimizden ne gelir demeyi seçtiler. Her şey yağ gibi akıp gidiyor, insana olacak iş demek böyle oluyormuş dedirten akış gerçekleşiyordu. Bize ders verebilecek hocamız Pendik’teydi! Biz Bakırköy’de. Beklerseniz gelirim dedi! Bekledik, geldi. Dünya tatlısı genç bir hoca. Karin Hanım. İstanbul Üniversitesi Konservatuar Şan bölümü mezunuymuş. Güler yüzü, tatlı dili, pozitif konuşmalarıyla daha ilk dakikada içimizi ısıttı.
Pek çok şeyi yapabileceğimizi söyledi. Basit aryalar bulup onlara hazırlanabiliriz, bir tirad çıkarabiliriz… Onları derste bırakıp eve doğru yol alırken içim rahatlamıştı. Nihayet bize yardımcı olabilecek birini bulmuş, elimizden geleni yapmıştık. Bundan sonrası Allah kerimdi.
Üç saat sonra kızım aradı. Sesinde hiç duymadığım gurur ve heyecan, inanılmaz bir mutluluk seziliyordu. “Anne,” dedi, “bugüne kadar kendimden hiç böyle sesler çıktığını duymamıştım. Hani sana dinlettiğim, söylemem imkansız dediğim aryalar var ya onları söyleyebiliyorum! Hoca söyledi, çok işlevsel bir sesim varmış, ses aralığım çok iyiymiş, 2,5 oktav sesimi çalışırsam üçe çıkarabilirmişim…”
Bir insana başarma inancı vermek bu olsa gerek!
Başaracağına inanmış bir insan, çalışmalarının sonunda başarısız olsa bile elinden geleni yapmanın huzurunu yaşar.
Yenilgiyi baştan kabullenmek, bekli de olabilecek bir şeyi elinin tersiyle itmek değil midir?
Bugün tekrar ders yapacaklar. Yarın 12’de sınav var.
Sınavı kazanırsa elbette çok güzel olacak; fakat kazanamasa da şu ana kadar çok şey kazandığının farkındayım.
31.08.2014 Kezban KÜÇÜK

About the Author

Leave a Reply

*