TELEFON : 0212 543 23 66 - GSM : 0544 565 09 04

Dur Bir Dakika…

 

Biz farkında olmadan hayat geçip gidiyor…

Hızla geçip giden bu hayatta, arada bir durup hayatımızın gidişatını sorgulasak fena mı olur?

Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Hedeflerimiz ne? Lisedeki, üniversitedeki hayallerimiz nerede? “Kelebek gibi uçar, arı gibi sokarım” diyen o gençlik dönemlerimiz hani?

Zaman ne ara bu kadar hızlı akmaya başladı? Hayatımıza, istemediğimiz hangi şeyleri soktuk? Facebook mu suçlu, twitter mı? Instagram, Linked-in, pinterest, google+, wats-up, you-tube mu çalıyor zamanımızı?

Dün okuduğum bir haberde “Mutluluk için face’i bırakın!” yazıyordu. Merkezi Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta bulunan The Hapiness Research Institute (Mutluluk Araştırma Enstitüsü) araştırması, kısa süre için bile olsa facebook kullanmayı bırakmanın, genel mutluluğu, konsantrasyon seviyesini ve sosyal aktiviteleri artırdığını ortaya çıkarmış.

Aslında zaman ve mutluluk hırsızı olarak sadece sosyal medyayı suçlamak yanlış olur. Suçluyu bizim dışımızda aramak da… Yaşadığımız olaylarda suçumuz; sorumluluğumuz ve irademiz ölçüsünde.

Yukarıdaki  sorular ve benzerleriyle hayatımızı sürekli sorgulamalıyız. Zira sorgulamak, rahatımızı kaçırır, sorumluluklarımızı, hedeflerimizi hatırlatır. Tembelliklerimizi, kaçışlarımızı gözümüze sokar.

Ben kendi hayatımı sık sık sorgularım. “Carpe diem (anı yaşa)” fikri bana göre değil. Geleceği düşünmeden anı yaşayamam. Geçmişimin de yaşadığım anda mutlaka etkisi vardır.

“Bütün yapabileceklerin bu kadar mı, sen bu musun, bu kadar mı gücün var?” diye kendimi sürekli tahrik ederim. Her an her şeye değişik gözle bakmaya çalışırım. Kafamda hep, “Böyle olsaydı nasıl olurdu, şöyle de olabilir mi?” soruları dolanıp durur. Çoğu zaman rahat nefes aldırmam kendime ama canımın kıymetini de bilirim. Zaman zaman her şeyden uzaklaşarak, sırf öyle istiyorum diye, kendime neredeyse ölçüsüz “dinlenme” hakkı veririm. Çünkü bunu hak ettiğimi bilirim, gerçekten yorgunluktan tükeninceye kadar çalıştığımı…

Daha iyi yaşamak, kafamdaki sorulara cevap bulmak, farklı bakış açılarını görmek ve daha bir sürü ihtiyacımı gidermek için durmadan okurum. O kadar çok okurum ki kitap, dergi, gazete, herhangi bir okuma materyali beni çocukların dondurması, çikolatası, hastaların ilacı, dertlilerin dermanı gibi kendine çeker. Evimin her tarafı kitap, dergi doludur; her yerde, her şekilde okuyabilirim. Merak ettiğim şeyi telefonumdan, bilgisayarımdan anında bulur, okurum.

İnsan, yaşı ilerledikçe canının kıymetini daha çok bilir. “Ben varsam her şey var!” diye düşünür. Cümlenin bencil görünüşüne aldanmayın, tehlikelerle dolu dünyada kendimize ve başkalarına faydalı olmak için varlığımızı sürdürmek mecburiyetindeyiz. Nasıl ki uçakta, herhangi bir tehlike anında önce kendi maskenizi sonra çocuğunuzun maskesini takın diyorlar, işte öyle. En değerli varlığımız olan çocuklarımıza bile faydamızın dokunması için önce kendi beden ve ruh sağlığımızın yerinde olması gerekir.

Bedenimize bakmalıyız, ruhumuza da…

Her ikisine birden bakmanın çok etkili bir yolunu biliyorum. Bir sonraki yazımda bunu sizinle paylaşacağım…

Kezban KÜÇÜK-kezbankucuk43@gmail.com

 

About the Author

Leave a Reply

*