TELEFON : 0212 543 23 66 - GSM : 0544 565 09 04

Çocuklarımıza Karşı Çaresizliğimiz

  Veliler öğretmenlerden medet umar, öğretmenler velilerden. Şurası su götürmez bir gerçek ki çocuklarımıza karşı çaresiz, savunmasız bir haldeyiz. Çocuklarımız bizim değil, bilgisayarların, sanal oyunların, sanal arkadaşların etkisinde. Bildiklerinin birini bizden öğreniyorsa binini sanal dünyadan öğreniyor. Durum o kadar vahim ki ailelerin refah düzeyi arttıkça, çocukların acıklı durumu da artıyor.

  Çocuk daha yedi sekiz yaşlarındayken kendine ait bir cep telefonu istemeye başlıyor. Bu isteğinde öyle tutturuyor, öyle inat ediyor ki günlük hayat telaşından yorgun düşen anne babayı çabucak pes ettirip, “Alalım da kurtulalım.” kıvamına getirmeyi becerebiliyor. Sonra anne babalar da vicdanlarını rahatlatmak için, telefonun çocuğu için gerekli olduğunu destekleyen bahaneler buluyor. Çocuk, bir süre sonra basit telefonla yetinmiyor. “Bunun akıllısını alın, Ayşe’de var, Fatma’da, hatta cümle âlemde var, bende niye yok?” diye sızlanmaya başlıyor.

  Şimdiki çocuklar durdan, sustan, yapma etmeden anlamıyor; bağırıp çağırma, üstüne gitme eylemleri yetmiyor. Şimdiki çocuklar, hemen psikolojik bunalıma giriyor, krizler geçiriyor, tripler atıyor, mutsuz, umutsuz, çaresiz hallere bürünüyor. Kendini öyle zavallı gösteriyor ki sanki akıllı telefonu değil de sofrasında yemeği yok. Gerek çaresizlikten, gerek bıkkınlıktan, gerekse bu şiddetli isteğin daha büyük sorunlara yol açacağı korkusundan, ona akıllı telefon almak için yine kendinizce makul sebepler bulmaya, sonra bütçenizde büyük delik açması muhtemel bu çağın vebası aleti almak için, ihtiyaçlarınızdan kısmaya başlıyorsunuz. Haydi kısıp biçip o akıllı telefonu aldınız diyelim. Ya sonra? Sonra çocuğunuzu unutun! Artık o çocuk telefonla yaşamaya başlıyor. Gözleri kan çanağı, üstü başı dağınık, iyice psikopata bağlamış, dışarıyla iletişimi sıfır! Evde, yolda, her yerde kafa önde parmaklar telefonda, fena bir halde… İnsanı çileden çıkaran, çaresizliğin en büyüğünü yaşatan bir durum bu!

  Belki mucize gibi bir şey oluverir de aklı başına gelir, bu şeyi kendiliğinden bırakır diye düşünüyorsunuz, bunu içtenlikle diliyorsunuz. Çaresizliğinizden ne yapacağınızı bilemiyorsunuz.

  Sonra çileniz artarak devam ediyor. Yükün büyüğünü siz çektiğinizden, siz delireceğinize, siz travmatik panik ataklar yaşayacağınıza, çocuğunuz hasta oluyor!

  Kimseye, “Bilgisayarı at, telefonu kullanma!” diyemiyorsun. O halde ölçülü kullan. Neye göre ölçülü? Nasıl ölçülü? Ölçü, her şekilde aşıyor.

  Bazı okullar telefonu yasaklıyor. O da çare değil. Uyanık çocuklar, yanlarına aldıkları yedek telefonlarla bu sorunu da aşıyorlar. Yedek telefonlarını saklamak uğruna neler yaptıklarını bilseniz şaşarsınız.

 Çocukla başa çıkmak mümkün mü?  Çocuklar telefonsuz, bilgisayarsız bir dünya düşünemiyorlar, eroinman gibiler. Mosmor gözaltları, hortlak gibi haller, iştahsızlık, sinir, mide bulantısı, telefondan kopamama!

  Bu gidişin sonu nereye varır bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da annemin kulağımda kalan ve her duruma uyarlanabilecek sözleri. Şöyle der annem: “Kızım söyle; bıkmadan, usanmadan söyle, biri kalmazsa diğeri çocuğun aklında kalır. Bir de sev kızım, çocuğunu itme, sev! Sürekli sev, durmadan sev, sakın itme, yoksa dışarı gider…”

Kezban Küçük- kezbankucuk@gmail.com  21.11.2015

About the Author

Leave a Reply

*